Bed Farsça bir kelime ve kötü anlamına geliyor, dua ise Arapça’ da dileme, isteme manası taşıyor. Bedduaya ise ; kötü söz, kötü dua, ilenme, ilenç diyebiliriz.
İslam ahlakında beddua hoş karşılanmamış olmakla birlikte zulüm ve haksızlık karşısında (tasvip edilmesede) caiz olarak kabul edilmiştir. Ki; mealen “Allah kötü sözün alenen söylenmesini sevmez; ancak zulme uğrayanlar hariçtir” (en-Nisâ 4/148) ayeti kerimesi bunu doğrular niteliktedir.
Zulme uğramak, haksızlığa uğramak herkesin başına gelebilecek güçlüklerdendir. Peygamber efendimiz a.s.v da çok kez zulme uğramış ama bedduaya başvurmamıştır.
‘’Uhud gününü unutturdu’’ dediği Taif'te dayı çocukları tarafından taşlanarak şehirden çıkarılması, belli ki dayanılması çok güç bir olaydı. O gün; Taif'ten Karnussealib’ e kadar üzüntü içinde yürümüş ve onu takip eden bulutun içinde Cebrail a.s görmüştür. Cibril ona seslenerek ‘’Allah Teâlâ kavminin sana ne söylediğini ve seni himaye etmeyi nasıl reddettiğini duymuştur. Onlara dilediğini yapması için de sana dağlar meleğini göndermiştir, dedi. Bunun üzerine Dağlar Meleği Resulullah'a s.a.v seslenerek ‘’Ey Muhammed! Kavminin sana ne dediğini Cenab-ı Hak işitti. Ne emredersen yapmam için Allah Teala beni sana gönderdi. Eğer dilersen şu iki dağı onların başına geçireyim, dedi. Hz. peygamber ise ‘’Hayır, ben Cenab-ı Hakk’ın onların soylarından sadece Allah’a ibadet edecek ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayacak kimseler çıkarmasını dilerim’’ buyurdular. Beddua ederek değil dua ederek Taif’ in helak olmasını engelledi Allah Resulü. Taifliler Hicret’ in 9. yılında Müslümanlığı kendi istekleri ile kabul ettiler.
Acılı insanların ağzından her an her şey çıkabilir. Mesela oğlunu bir terör olayında şehit vermiş bir baba o anda her türlü belayı, bedduayı okuyabilir. Ama baktığımızda bu örneği bulmak çok zor. Bilakis vakur bir duruş, izzetli bir tavır, gururlu bir bakış, tevekkül içeren sözler ile karşımızda bir dağ gibi dururlar. Hele şehit anneleri; nasıl ki anne olmak bu dünyadaki en mukaddes olgulardan birisi ise şehit annesi olmak daha da şereflidir. Ateşin düştüğü yer ilk anne yüreğidir. Kadınlar daha duygusal olmalarına karşın şehit annelerinden de beddua duymak çok alışık olduğumuz bir durum değildir. Orada ağızlardan dökülen cümleler vatan sağ olsun olur genelde. Gözdeki yaş dile gelir genelde. Vatan sağ olsun. Onurlu bir duruş dile gelir genelde. Vatan Sağ olsun.
Bayramın ilk günü, oğlunun zulme uğradığını düşünen acılı bir babanın beddualarına tanık olduk. Oğlu; terörle mücadele eden şerefli insanları hedef göstermiş, tehdit ve hakaret etmiş, bir valiye ise it demiş,"irtikap", "rüşvet", "nitelikli dolandırıcılık", "kişisel verileri hukuka aykırı ele geçirmek" ve "ihaleye fesat karıştırmak" gibi suçlardan dolayı tutuklanmış, hem de kendi arkadaşları tarafından şikayet edilerek yakayı ele vermişti.Tüm bunların doğru olup olmadığı ise adil mahkemeler tarafından incelenerek karar verilecekti. Ama baba yüreği dayanmıyor demekki. Çünkü oğlunu şikayet eden arkadaşları ona göre iftira atıyor, kaynağı belli olmayan gelirler zannınca usulsüzlük arz etmiyor, rüşvet, ihaleye fesat karıştırma dedikleri suçlar ise oğlunun siyasi düşmanları tarafından uyduruluyor. Kim evladının bu halde olmasını ister. O da oğlunun haksızlığa uğradığını düşünerek ağzında şu beddua dökülüverdi bir canlı yayında. Vakur ama öfkeli bir ses tonuyla "Bizi bu kadar perişanlığa sürükleyenler, çoluk çocuğunun ciğerinden et yiyerek iyileşmeye uğraşsın ve iyileşemesin."
Oldukça itici, nefret dolu, galiz bir dil. Acılı da olsa bir babaya yakışmayan bir üslup.
Haklı yada haksız maalesef oğlu kendi dostları tarafından dahi çok ağır ithamlarla suçlanıyor. Hakkındaki kuvvetli delil, tanık, belgelerden dolayı da tutuklu yargılanıyor. Suçsuz ise bu ispat edilene kadar sabırla beklemeli. Kolay mı bir baba için? Asla. Ama haksızlığa uğrattığını ima ettiği insanlar bu ülkede sadece şiir okudu diye tutuklanarak cezaevlerine konuldular.
31 Mart 2015 günü, İstanbul'un Şişli ilçesindeki İstanbul Adalet Sarayı içerisinde gerçekleşen silahlı saldırıda Berkin Elvan davası soruşturmasını yürüten Cumhuriyet savcısı Mehmet Selim Kiraz, Devrimci Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi (DHKP-C) örgüt üyeleri tarafından rehin alındı. Kanlı örgüt mensupları, savcıyı öldürme tehdidi ile polise bir talep listesi belirtti. Yaklaşık dokuz saat süren olayda, savcı Kiraz DHKP-C militanlarınca şehit edildi.
Tv kanallarının saatlerce canlı yayın yaptığı olayda annesi, Mehmet Selim Kiraz için eşine dönüp “Oğlan gitti’’ demiş. Muhterem babası ise 'E hanım ne yapalım, bir şey olmaz. Eğer kaderimizde varsa gidecek. Bir saniye bile ileri geri alamayız biz.’
Baba Hakkı Kiraz…
Beddua etse hakkı babanın. Ama o kader dedi.
Şehit Savcı Mehmet Selim’ i şehadetinin yıldönümünde rahmetle anıyorum. Hakkı babayı da hürmetle selamlıyorum.
Acılı babasının o gün söylediği sözlerle bitirmek istiyorum yazımı.
‘’Eşimin yüreği tunç değil, çelik değil, taş değil, anne yüreği. Oturduk kalktık birbirimize baktık. Arkadaşları bizleri teselli etmeye başlıyorlar. 'Acaba bu olay bize karşı mı yoksa başka bir amaçları mı vardır' diye düşündüm. Oğlumun suçundan dolayı, eksikliğinden dolayı değildir, kimseye de haksızlık etmemiş. Ve ben inanıyorum, elhamdülillah çok da mutluyum. Bilerek oğlumun kursağına bir haram lokma da sokmamışım. Düşündüm taşındım, dedim, 'Bu devlete karşı yapılan bir saldırıdır.' E madem ki bu devlete karşı yapılmıştır, madem ki biz de devletin bir vatandaşıyız, eğer bu devlete yapılıyorsa bu saldırı bize de yapılmış oluyor. 'Hanım gel Allah'a teslim olalım, kaderde ne varsa olacak, biz Allah'a yalvaralım, Allah imanımızı ve aklımızı başımızdan almasın, şaşırmayalım, yanlış bir şey söylemeyelim, olacaksa olsun.’