Bir sabah uyandığınızda, yaşadığınız dünyanın aslında sizin için kurulmuş devasa bir sahne olduğunu öğrenseniz… Ne yapardınız? Truman gibi denize açılır, sınırları zorlar mıydınız? Yoksa bulunduğunuz yerde kalıp, “sunulan gerçekliği” kabullenerek mi yaşardınız?
Truman Show yalnızca bir film değil; aynı zamanda çağımıza tutulan bir ayna. Gözetlemenin sıradanlaştığı, görünmez sınırların görünür hayatları yönettiği bir dünyada yaşıyoruz artık.
Gönüllü Mahkûmlar Çağı
Jeremy Bentham’ın hayalindeki Panoptikon, mahkûmların sürekli izlendiğini düşündüğü, ama izlenip izlenmediklerini asla bilemeyeceği bir hapishaneydi. Bu sistem bireyin zihnine yerleştirilen bir gardiyan gibiydi. Tam ortada duran gözetim kulesinden yansıtılan ışık sayesinde mahkumlar onları gözetleyeni hiçbir zaman göremedi. Michel Foucault bu modeli modern toplumun denetim mekanizmasına dönüştürdü. Artık birey sadece izlenmiyor, aynı zamanda kendi gözetmenine dönüşüyor.
Sosyal medya çağında Panoptikon kulelerini artık sırtımızda taşıyoruz. Artık ne gardiyana ne yüksek duvarlara ihtiyaç var. Çünkü insanlar, mahremiyetlerini kendi elleriyle ifşa ediyor. Gönüllü röntgencilik, dijital çağın en parıltılı tuzağına dönüştü. “Beğeni” için yaşıyor, “takip” için paylaşıyor, “trend” için kendimizi şekillendiriyoruz.
Tüketim Rüyası
Baudrillard’ın simülasyon teorisi bu sahte gerçekliği tarif ederken, medya ve teknolojiyle örülen dünyamızı bir yanılsama olarak görür. Gerçek, bir gösteriye; hayat, pazarlanabilir bir ürüne dönüşür. Tıpkı Truman’ın yaşadığı yapay kasaba gibi… Market raflarında, haber kuşaklarında, reklam panolarında sunulan sahte bir gerçekliğin içindeyiz.
Reklamlar, yalnızca ürün satmaz. Aynı zamanda kimlik satar, hayal satar, arzu üretir. Medya, bu sistemin vitrinidir. Bize ne düşüneceğimizi, ne giyeceğimizi, neye inanacağımızı fısıldar. Fakat bu fısıltılar gittikçe bir bağırışa, sonra bir gürültüye dönüşür. Ve biz, bu gürültüde kendi sesimizi kaybederiz.
Modern Panoptikon ve Dijital Gözetim
Jeremy Bentham’ın “Panoptikon” modeli ve Michel Foucault’nun bu modeli iktidar ilişkileriyle yorumlaması bugün sosyal medya çağında ete kemiğe bürünmüş durumda. Gözetim artık cezayla değil, beğeniler ve ödüllerle gönüllü hale geliyor. Artık bireyler yalnızca gözetlenen değil, aynı zamanda gözetleyici konumunda. Sosyal medya hesapları, Bentham’ın hücrelerinin yerini aldı. Gardiyan da, mahkûm da biz olduk.
Truman Show Gerçekliği
Truman Show, bizi eğlendirerek etkisizleştiren bir sistemin metaforudur. Tıpkı Truman gibi, biz de “bize sunulan gerçekliğe” inanıyor, bu sistemin içinde mutluymuş gibi davranıyoruz. Bugünün dünyasında bu uyanışın karşılığı gerçek bilgiye ulaşmak; izlenmekten kaçmak değil, farkında olarak yaşamak olabilir mi?
Sistem, bireyin güvenlik kaygılarını sürekli gündemde tutarak, özel hayat hakkından gönüllü olarak vazgeçmesini sağlıyor. “Big Brother” bizi korurken aynı zamanda izliyor. Bu izleme hali, kredi kartı çiplerinden mobese kameralarına, sosyal medya algoritmalarından telefon mikrofonlarına kadar her yerde. Gözetim, artık hayatın doğal bir parçası gibi içselleştiriliyor. İzleniyor olmayı içselleştirdik.
Artık herkes birer içerik üreticisi, her birey kendi panoptikonunu sırtında taşıyor.
Bir umut bir gün biz de Truman gibi o kapıdan geçmeyi göze alabilirsek belki de gerçek özgürlüğümüze kavuşabiliriz.