Bu yazımda sizlere İhsan Oktay Anar’ın Kitab-ül Hiyel eserinde geçen bir hikayeden bahsetmek istiyorum
Hikaye genç bir kılıç zanaatkarının yeni bir silah yapması üzerinden kişinin yaratıcı gücünün ahlaki sorumluluğunu sorguluyor 
Kahramanın yaptığı bu silah yüzünden çevre esnaf  ticari dengeleri bozacağı ve işleri tehlikeye atacağı için zanaatkarı suçlar ve icadını engellemeye çalışır bu esnada ustası ise ona şu sözlerle hem etik hem de manevi bir ders vermeye çalışır 
Anar kitabında, “Diğerleri senin yeteneğini görüp korktular. Çünkü gediğin elinden alınmasaydı onların bu ticareti yürütmeleri zor olacaktı. Yaptığın kılınç onların bütün müşterilerini ellerinden alır, üstelik bunun arkası da gelir. Ama ben bambaşka bir sebepten onların kararına katılıyorum: Ustaların kılınç yapmak için saatlerce ve günlerce dövdükleri demir neden serttir, bilir misin? O, insanoğluna hemen boyun eğmez, çünkü onların, kendisiyle işleyecekleri suçları bilir. Bu yüzden de ortak olacağı günahların bedelini ateşte dövülürken peşinen öder. Zalimlerin kolları kendi erişilmez isteklerine göre çok kısadır. Tutkularının büyüklüğü onları böylece sakat kıldığından, bizim kılınç dediğimiz koltuk değneğini kullanırlar. İcad ettiğin silah işte onların tutkularını büyütecek ve zulümlerini arttıracak. Sen onların kollarını uzattın. Oysa kılınçlar yeterince uzun değil miydi?” ifadelerine yer veriyor.
Demir demirci tarafından şekillendirilir ama yalnızca demir ustasının elinde gerçek gücünü bulur aynı insan potansiyelinin, doğru bilgelik ve yönlendirmesi ile anlam kazanması gibi.