Bu bahsedeceklerim sadece Eskişehir'in değil Türkiye'nin ve hatta dünyanın sorunu, ancak biz biraz 'kendi aramızda' sohbet edelim isterseniz...

Herkes hayatını bir strateji üzerine oturtmuştur, doğal olarak. Beri yandan, aslında stratejilerin temeline, dahil olduğumuz organizasyonları, iş yerlerimizi, yol arkadaşlarımızı oturtmalıyız, öyle değil mi?

Biraz daha açayım...

Diyelim ki bir belediye başkanı ile çalışıyorsunuz ve yakın çalışıyorsunuz. Kuracağınız bütün stratejiler, beraber çalıştığınız belediye başkanının dönemini tamamlaması ya da gelecek dönem yeniden seçilmesi üzerine olmalıdır. Çok açık ve herkesin katıldığı bir durum öyle değil mi?

Değil...

Bütün siyasetçilerin yanında üç tip adam görürsünüz:

* Başkana çalışanlar...

* Kendisine çalışanlar...

* Çokça başkana, biraz da kendisine çalışanlar...

Siyasetçilerin yanında olup da sadece 'Başkana çalışanlara' neredeyse herkes 'enayi' der ve kimse dikkate almaz...

Çoklukla başkana, biraz da kendisine çalışanlar için dışarıdaki herkes "İyi insan canım, çok dürüst ve başkanı çok seviyor" der...

Gelelim fasulyenin faydalarına...

Bir siyasetçinin yanında olup da sadece kendisine çalışanları ise sadece ve sadece siyasetçi sever, çünkü kendi kuyusunun kazıldığından bi haberdir!

O uyanıklar, kendisine strateji kurup aslında bindikleri dalı kesiyor, ama farkında bile olmazlar...

Aslında 'düşürdükleri' siyasetçiyle birlikte düşeceklerdir, ama farkında bile olmazlar...

***

Kendine stratejistlerin bir, ikinci türü vardır...

Normal insanlar strateji kurarken, 'beraber hareket ettiklerim, şehrim ve ülkem de kazansın' diye düşünür. Ancak sadece ve sadece kendisini sevip, bütün stratejiyi kendisi için kuranlarda bu durum çok farklıdır...

Siyaset yaparlar, siyasete hediye olduklarını düşünürler...

Birileriyle yol yürürler, yol yürüdükleri kişilere hediye olduklarını düşünürler...

Seçilirler, seçildikleri şehre hediye olduklarını düşünürler...

Ankara'da görev alırlar, genel başkanlarına hediye olduğunu düşünürler...

Aklıyla hareket edenleri, şehrim de ülkem de kazansın diyenleri aşağılarlar, küçümserler...

'Deli deliyle, imam ölüyle' misali, bu, kendisi için şehrini yakıp yıkanların yolu mutlaka, bir gün kesişir ve birden, kendileri gibi narsist pragmatistlerle birlikte hareket ediyor olurlar...

Sosyolog gibi böyle 'üstten üstten' lafları neden yazdım?

Eskişehir'de son günlerde hangi siyasetçiyi konuşuyorsak, hangi siyasetçi için üzülüp hangisi için seviniyorsak bilin ki, birkaçı hariç tamamının çevresi 'kendine stratejistlerle' dolmuş durumda ve Eskişehir'in geleceği bu kişiler yüzünden 'kararmak' üzere...

Sadece kendisi için siyaset yapan, küpünü doldurmak için siyasetin koridorlarında dirsek çürütenlerle, diğer siyasetçilerin yanında olup kendine strateji kuranlar, narsist işadamlarıyla bir araya gelmeye başladı. Farkında olarak ya da olmayarak...

Eskişehir'de alttan alta büyük bir mücadele yürüyor şu anda...

Kendini ve cebini düşünenlerle; kendini ve cebini ikinci plana atanlar arasında...

Bu savaşı kim kazanır peki?

Her zaman, her yerde, kötüler daha güçlü ve acımasız görünür; ancak her zaman, geç de olsa iyiler kazanır...

Çoğu zaman iyiler kazandıklarını anlamaz bile, ancak mutlaka kazanır...

Eskişehir'de bu kez durumlar farklı!

Kendisine aşıkların bu, bir araya gelişinden, kendisini ikinci plana atanlar haberdar. Ve yavaş yavaş da olsa onlar da bir araya gelmeye başladı. Mücadele büyük olacak, ancak her zamanki gibi sonucu biliniyor olacak...